Maradona’nın eli Messi’nin ayağı, 40 yıllık rövanşın belgeseli

Img

Toygun ATİLLA

DÜN GECE BİZ NE İZLEDİK ?

Dün gece sahada, sadece İngiltere ile Arjantin’in Dünya Kupası yarı final mücadelesi mi izlediniz ?

Yanıtınız, “Evet” ise… Yanlıyorsunuz…

İşte tam da TRT Spor spikerinin maç bitimindeki o sözleri aklıma geliyor size bu soruyu sorarken, “Biz biraz önce ne izledik ?”

Hatırlayın kıran kırana mücadeleyi. Sadece topun olduğu yerde değil, topsuz alandaki kavgayı da…

Bence sahada iki ülkenin geçmişi, savaşlar ve sömürgeler ne ararsanız vardı.

Ulusal gururlar, yenilgiler, hesaplaşmalar ve nesilden nesile aktarılan hafızalar hepsi dün Atlanta’daki stadyumun çimlerinin her karesine yayılmıştı.

Siz sahada iki takım gördünüz belki ama ben başka bir şey gördüm.

İngiltere sahaya 11 futbolcusuyla çıkmıştı. Arjantin ise sanki arkasına İngiltere’nin geçmişinde iz bıraktığı bütün toplumların duygusunu arkasına almıştı. En azından benim hissiyatım bu yöndeydi.

Elbette dünyanın tamamının Arjantin’i tuttuğunu ölçmek mümkün değil ama ekranın karşısındaki milyonlar için Arjantin’in sıradan bir milli takım değildi.

Dün gece Arjantin, birçok insanın gözünde yalnızca kendisi adına oynamıyordu. Bir zamanlar İngiliz sömürgeciliğiyle karşılaşmış ülkelerin, İngiliz İmparatorluğu’nun gölgesinde yaşamış toplumların ve büyük güçlere karşı mücadele etmiş halkların da sembolik temsilcisine dönüşüyordu.

Belki de bu nedenle Arjantin’in attığı her gol, Buenos Aires kadar dünyanın başka kentlerinde de sevindiriyordu. Arjantin, 1-0 geriye düştüğü karşılaşmayı 2-1 kazanarak İspanya’nın finaldeki rakibi oldu. Maçın son düdüğüyle birlikte tarih bir kez daha dönüp aynı noktaya geldi.

Simon Kuper’in dediği gibi “Futbol asla sadece futbol değildir”

Arjantin ile İngiltere arasında oynanan hiçbir Dünya Kupası maçı yalnızca futbol değildir.

1982’DE FALKLAND ADALARINININ İŞGALİ

Arjantin ile İngiltere arasındaki gerilimin merkezinde Falkland ya da Arjantinlilerin kullandığı adıyla Malvinas Adaları bulunuyor. İki ülke arasındaki egemenlik anlaşmazlığı yüzyıllara dayanıyor.

1982’de Arjantin’in askeri yönetimi adaları işgal etti. İngiltere’nin gönderdiği askeri güçle başlayan savaş 74 gün sürdü. Çatışmalarda Arjantinli ve İngiliz askerler ile adalılar dahil yaklaşık bin kişi hayatını kaybetti Arjantin savaşı kaybetti.

O günden sonra Malvinas meselesi Arjantin toplumunun hafızasından hiçbir zaman çıkmadı.

Dört yıl sonra, 1986 Dünya Kupası’nın çeyrek finalinde Arjantin’in karşısına İngiltere çıktığında savaşın yarası tazeydi. Meksika’daki Azteca Stadı’nda oynanan karşılaşmanın başrolünde Diego Armando Maradona vardı.

TANRI’NIN ELİ

Maradona, karşılaşmanın 51’inci dakikasında İngiltere kalecisi Peter Shilton ile yükseldi.

Topa eliyle dokundu.

Hakem golü verdi.

Maradona daha sonra golü, “Biraz Maradona’nın kafası, biraz da Tanrı’nın eli” sözleriyle anlatacaktı. Dört dakika sonra ise bu kez hiçbir tartışmaya yer bırakmadı. Topu kendi yarı alanında aldı. İngiliz futbolcuları birer birer geçti.

Yaklaşık 60 metre boyunca topu ayağından ayırmadan ilerledi ve kaleci Shilton’ı da geçerek futbol tarihinin en unutulmaz gollerinden birini attı. Biri futbol tarihinin en tartışmalı, diğeri ise en güzel gollerinden biriydi.

Arjantin İngiltere’yi 2-1 yendi, ardından Dünya Kupası’nı kazandı. FIFA, Maradona’nın o karşılaşmadaki ilk golünü “Tanrı’nın Eli”, ikincisini ise “Yüzyılın Golü” olarak futbol tarihine geçiren performans olarak anıyor.

Maradona’nın ilk golünde kurnazlık, ikinci golünde ise saf yetenek hatta resital vardı.

Bana sorarsanız, iki golün arkasında da bir ülkenin kırılmış gururu bulunuyordu. Maradona yıllar sonra İngiltere’ye karşı attığı golün Arjantinliler için sembolik bir rövanş anlamına geldiğini gizlemeyecekti.

O gün topa yalnızca eliyle dokunmamıştı. Bir ülkenin yarasına da dokunmuştu.

VAROŞLARDAN DÜNYANIN ZİRVESİNE

Maradona’nın hayatı da temsil ettiği Arjantin kadar çalkantılıydı. Buenos Aires yakınlarındaki Villa Fiorito’da, yoksul bir ailenin çocuğu olarak büyüdü.

Top onun için önce bir oyuncak, sonra yoksulluktan çıkış yolu, en sonunda da bütün dünyanın kendisini tanıdığı bir dile dönüştü. Maradona sahaya çıktığında yalnızca futbol oynamıyordu.

Kenarda bırakılanların, küçümsenenlerin ve imkânsızlıkların içinden gelenlerin öfkesini taşıyordu. Bu yüzden liderliği sakindi denilemezdi.

O bir volkandı.

Takım arkadaşlarını ateşleyen, rakiplerini kışkırtan, tribünleri peşinden sürükleyen bir liderdi. Bazen takımını sırtında taşıdı. Bazen kendi ağırlığının altında kaldı.

Başarıları kadar bağımlılıkları, düşüşleri ve skandallarıyla da yaşadı. Maradona’nın dehası ile yıkımı çoğu zaman birbirinden ayrılamadı.

MARADONA’NIN GÖLGESİNDEKİ ÇOCUK

Lionel Messi ise Maradona’dan tamamen farklı bir hayatın ve karakterin içinden çıktı.

Rosario’da doğdu. Çocuk yaşta futbola başladı.

Büyüme hormonu eksikliği teşhisi konulması, kariyerini daha başlamadan sona erdirebilecek bir engeldi. Tedavinin maliyeti ailesini zorluyordu. Barcelona’nın Messi’yi İspanya’ya götürmesi ve gelişimini üstlenmesi hayatının yönünü değiştirdi.

Messi, Maradona gibi meydan okuyan bir figür değildi. Bağırmıyordu.

Rakiplerine savaş ilan etmiyordu.

Kendi içine kapanıyor, cevabını top ayağına geldiğinde veriyordu. Tüm bunlar Arjantin’de uzun yıllar boyunca bu sessizlik bir eksiklik olarak görüldü.

“Maradona gibi değil” denildi.

“Milli takımda Barcelona’daki kadar iyi oynamıyor” denildi.

“Takımı taşıyamıyor” denildi.

Messi’nin en büyük rakibi çoğu zaman karşısındaki futbolcular değil, Maradona’nın hayaletiydi. Ne kadar gol atarsa atsın, ne kadar kupa kazanırsa kazansın hep Maradona ile kıyaslandı.

2022 Dünya Kupası’nı kazanarak bu soruyu büyük ölçüde susturdu. 2026’da ise 39 yaşında, muhtemelen son Dünya Kupası’nda, Arjantin’i yeniden finale taşıdı. İngiltere karşısındaki galibiyet golünü kendisi atmadı ama oyunun düğümünü çözen iki pozisyonda da onun sol ayağı vardı.

1986’da Maradona’nın eli…

2026’da Messi’nin ayağı…

İKİ FARKLI LİDER

Maradona ile Messi’nin hikâyesi yalnızca iki büyük futbolcunun karşılaştırması asla olmamalı, iki farklı lider profili.

Maradona takımının önünde, Messi ise takımının içinde yürüyordu.

Maradona ateş yakıyordu.

Messi güven veriyordu.

Maradona kaostan güç üretiyordu, Messi düzenin merkezinde oyunu sakinleştiriyordu.

Biri takım arkadaşlarını sesiyle ayağa kaldırıyordu, diğeri topu doğru yere göndererek.

İkisinin de ortak özelliği ise, takım arkadaşlarının en zor anlarda topu onlara vermek istemesiydi.

Liderlik sizce de bu değil mi ?

Takımın sıkıştığında gözünü çevirdiği kişi olabilmek…

YETENEK TEK BAŞINA YETMİYOR

İngiltere karşısındaki son galibiyet, büyük futbolcuların tek başına kazandığı bir zafer de değildi.

Messi oyunun yönünü değiştirdi, Enzo Fernández beraberlik golünü attı.

Lautaro Martínez maçı bitirdi.

Teknik direktör Lionel Scaloni’nin takımı son dakikaya kadar mücadeleden vazgeçmedi.

Arjantin’in gücü yalnızca Messi’ye sahip olmasından değil, Messi’nin yeteneğini tamamlayan bir takım kurabilmesinden kaynaklandı.

Lütfen Arjantin’in attığı 2. golü izleyin. Özellikle patronlar, CEO’lar bu sözüm size…

Arjantin’in topu direkten dönmüş, sağa doğru açılmış. Orda tek başına topa sahip olmak için mücadele eden Messi var.

O Messi’deki zekayı ve liderlik ruhunu anlamak için lütfen tekrar tekrar izleyin.

Rakibin boks tabiri ile abandone olduğunu anlamış ve son öldürücü yumruğu atıp, nakavt etmek için uğraşıyor. Mücadeleden asla vazgeçmiyor. Bahsettiğimiz bu isim 39 yaşındaki Messi…

Topu kazanıyor, ortayı yapıyor. Goooollllll….

YA İNGİLTERE

Şimdi gelelim İngiltere’ye…

Harry Kane, Jude Bellingham, Jordan Pickford…

Onlar da yıldızlar topluluğuydu, İngiltere öne geçtikten sonra yeteneğini büyütmek yerine üstünlüğünü korumaya çalıştı.

Arjantin ise liderinin çevresinde cesaretini kaybetmeyen bir takım olarak kaldı.

İş dünyasında da durum farklı mı zannediyorsunuz.

Asla…

Şirketler büyük yetenekleri transfer edebilir, en parlak yöneticileri göreve getirebilir.

Ancak…

O yeteneklerin çevresinde birbirine güvenen bir yapı kurulamazsa yıldızlar yalnızlaşır.

Bir takımın lideri her şeyi tek başına yapan kişi değil aynı zamanda çevresindekilerin yeteneğini ortaya çıkaran kişidir.

Messi’nin İngiltere karşısında yaptığı tam olarak buydu.

Gol atmadı ama maçı değiştirdi.

İşte liderlik tam da budur…

NEDEN DÜNYA ARJANTİN’E YAKINDI?

İngiltere futbolun doğduğu ülke, Premier Lig dünyanın en güçlü futbol ekonomilerinden birine sahip olabilir, İngiliz futbolcular dünyanın dört bir yanında hayranlıkla izlenebilir.

Ne yazık ki, İngiltere milli takımı sahaya çıktığında formanın arkasında yalnızca futbol tarihi durmuyor Britanya İmparatorluğu’nun geçmişi de duruyor.

Hindistan’dan Afrika’ya, Ortadoğu’dan Karayipler’e kadar uzanan sömürgecilik tarihi, pek çok toplumun kolektif hafızasında hâlâ canlı. Bu nedenle İngiltere’nin karşısındaki takım bazen yalnızca rakip olarak görülmüyor.

Büyük güce karşı küçük ya da tarihsel olarak yaralanmış olanın temsilcisine dönüşüyor.

Elbette Arjantin de kusursuz bir ülke değil.

Onun da askeri darbeleri, siyasal karanlıkları ve kendi tarihsel çelişkileri var. 1982 savaşını başlatan yönetimin bir askeri cunta olduğu da unutulmamalı.

Dolayısıyla bu hikâyeyi “iyi Arjantin, kötü İngiltere” basitliğine indirgemek doğru olmaz.

Altını çizelim ki, futbol duygularla izlenir. O duyguların içinde tarih her zaman adil bir hakem olmaz.

Dün gece dünyanın önemli bir bölümünün Arjantin’e yakınlık duymasının nedeni yalnızca Messi sevgisi değildi. Arjantin, İngiltere karşısında birçok insanın zihninde güçlüye karşı mücadele eden taraf haline gelmişti. İnsanlar Arjantin’i desteklerken belki de biraz kendi tarihlerini destekliyordu.

40 YIL SONRA GELEN RÖVANŞ

1986’da Maradona, İngiltere’yi önce eliyle aldattı, sonra ayağıyla büyüledi. 2026’da Messi, İngiltere’yi tek başına yıkmadı.

Önce beraberliğin, sonra galibiyetin yolunu açtı. Aradaki fark, iki futbolcunun karakterlerini de anlatıyordu.

Maradona zaferi kendi bedeni üzerinden kurmuştu, Messi ise zaferi takım arkadaşlarının ayaklarına bıraktı.

Biri golü attı.

Diğeri attırdı.

Biri isyanın lideriydi.

Diğeri ortak aklın.

FUTBOL ASLA SADECE FUTBOL DEĞİLDİR

Arjantin şimdi finalde İspanya ile karşılaşacak. Bu finalin adı Avrupa ile Güney Amerika’nın, gençlikle tecrübenin ve yeni kuşakla son büyük ustanın mücadelesi olabilir. Bana sorarsanız, İngiltere yarı finali uzun süre unutulmayacak. Hatta ilerleyen yıllarda finalden bile daha çok konuşulacak.

2026’nın sloganı ise, “Maradona’nın eli, Messi’nin ayağı olacak” Bu slogan da bana tekrar Simon Kuper’ın o meşhur kitabını hatırlatacak: “Futbol asla sadece futbol değildir”.

patronlardunyasi.com

yok

Author: Ece Kurt